
Her batan günün ardından,baş etmek üzere gözlerimi açtığım yeni bir gün daha...Hayat üzerime üzerime geldikçe ben daha da uzaklaşıyorum ondan.Ayakta kalabilmek ve direnmek için yeni çareler ve iksirler aradığımı farkediyorum.Mutlu olmanın peşinde koşarken,bu çaba içinde kaybolup gidiveriyorum...
Gerçekten her an insan ne için var olmuştur diye düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi.Ufak yaşlarda "mutlu olmak için herhalde" cevabını verirdim kendi kendime ama şimdilerde anlıyorum ki dünyada mutluluk geçici ve anlık.Mutlu olmak için tepeleri tırmanmak üzere geçiyor dünya hayatımız ve akıntıya kapılmış bir tahta parçası gibi savruluyoruz sürekli.Odaklanıyoruz ve koşturmaya başlıyoruz ta ki iki adım ötesini düşündüğünüzde kendinizi karanlık dehlizler içinde bulana kadar.
Demek ki diyorum insanın arzuladığı ve tasavvur ettiği,filmlerde görüp imrendiği o inanılmaz mutluluk tablosuna bu dünyada ulaşması pek mümkün görünmüyor.İnsan sonsuzluk nisbetinde istiyor mutlu olmayı ama herşeyin bir sonu olduğunu bildiğiniz bu dünya,bu isteğe cevap verebilme konusunda fevkalade yetersiz kalıyor.Sonsuz olmayanın sonsuzluk karşısında aciziyetini hissediyorum ve gülümsüyorum...
T.Koç
Etiketler: Kişisel

Mühendis mantığı diye bir şey olduğu kabul edilir ve bazen mühendisler yaklaşımlarından ötürü eleştirilirler; bazen de övülürler.
Eğer eleştiriliyorsa, "İşte mühendis kafası" denir; övülüyorlarsa "İşte mühendis zekası" denir. İşi zeka kısmından ele alarak bir iki mühendis fıkrası paylaşacağım, hepimize biraz bulaşsın diye...
Bir öğretmen, bir doktor ve bir mühendis golf sahasının kenarında, sahanın boşalmasını beklemektedirler. Mühendis: "Bu adamlar ne yapıyor böyle, 15 dakika önce bitirip sahadan çıkmaları gerekirdi." Doktor: "Bilmiyorum, ama yaptıkları büyük bir terbiyesizlik." Öğretmen: " Üstelik çok isabetsiz oynuyorlar. Vurdukları hiçbir top deliğe girmiyor. İşte görevli geliyor, onunla konuşalım." Görevli: "Kusura bakmayın. Sahadakiler, kör itfaiyeciler. Kulübümüzde geçen sene çıkan yangındaki dumandan gözlerini kaybettiler. Bu yüzden istedikleri zaman burada ücretsiz oynamalarına izin veriyoruz." Öğretmen: "Ne kadar üzücü, eğer çocukları varsa onlara ücretsiz ders verebilirim." Doktor: "Çok güzel bir fikir, ben de hastanedeki doktor arkadaşlarla konuşup onlar için bir şeyler yapabilir miyiz diye bakacağım." Mühendis: "Bu adamlar gündüz değil de, neden geceleri oynamıyorlar?"
Basit bir bakış açısı değişikliği sonuçları olduğu gibi değiştirebiliyor.
Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir mühendise bir kırmızı top verip bunun hacmini nasıl bulacaklarını sormuşlar. Matematikçi, bir mezura ile etrafını ölçüp, çevre uzunluğundan hareket ederek formülle yarıçapını hesapladıktan sonra diğer bir formülle yarıçapından hacmini bulacağını söylemiş. Fizikçi ise topu suya batırıp yer değiştiren suyun hacmini ölçerek topun hacmini bulabileceğini söylemiş. Top son olarak mühendisin eline verilmiş, mühendis topu şöyle biraz çevirip bakmış ve sonra, "Bana kırmızı toplar katalogunu bulun." demiş.
Bazen sorunların çözümü yazılı olarak bir yerlerde duruyor olabilir. Bilgiye erişip bakmak öncelikli olabilir.
Adamın biri bir gün yolda giderken bir kurbağa görür ve kurbağa dile gelir:
- Ben aslında bir insanım, eğer beni bir kere öpersen çok güzel bir prenses haline gelirim." Adam kurbağayı eline alır ve cebine koyar. Kurbağa tekrar dile gelir:
- Eğer beni öpersen çok güzel bir prenses olacağım ve seninle evlenmeye hazırım.
Adam kurbağayı cebinden çıkarır, şöyle bir bakar ve gülümseyerek yeniden cebine koyar.
Kurbağa yalvarmaya başlar
- Eğer beni öper ve güzel bir prenses haline çevirirsen seninle evlenirim.
Adam tekrar kurbağayı çıkarır, şöyle bir bakar ve gülümseyerek cebine koyar.
Sonunda kurbağa dayanamaz:
- Senin neyin var? Sana çok güzel bir prenses olduğumu ve beni öpersen seninle evleneceğimi söyledim. Neden beni öpmüyorsun?
Sonunda adam konuşur.
- Bak, ben bir mühendisim. Kızlarla uğraşacak vaktim yok, fakat konuşan bir kurbağa çok ilginç geliyor.
Gerçekten de evleniyoruz; çocuk yapıyoruz; dünya işlerine karışıyoruz. Bu dünyadaki birçok ilginç şeyi de bu sırada ıskalıyoruz. Dünya tarihi, aşkların, evliliklerin ya da yapılan çocukların tarihi değil, bir şey bulan ve bir şey yapan insanların tarihi. Dünyadaki ilginç şeyleri ıskalamamanız dileğiyle.
(Melih Arat)
Etiketler: Hikaye
Annesinin akşam yemeği vermemekle tehdit ettiği bir ufaklığın anlık sinir krizi.
Tabi annenin nasıl bir haleti ruhiyeyle bu videoyu çektiği ise tam bir muamma...
Etiketler: ZephyRs Tube

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez....
Biri tıpta okuyordu,öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için,hep aynı saatte,aynı duraktan,aynı otobüse bindiler.Gençtiler,çok genç...
Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar.İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...
Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, bankahesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler...
Senin için ölürüm derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adamda Hayır, ben senin için ölürüm diye yanıt verirdi hep... Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak.... Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....
Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın,işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam,hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı.
Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde satılık levhası asılı olan.Ne dersin, bu evi alalım mı? dedi adama.Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı. Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?diye yanıt verdi adam. Amerikadaki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık.... Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında.
Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut... Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat diye dil döktü boş yere...
Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği... Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım diye sözünü kesti arkadaşı. O, seni aldatıyor. İş yerimin tamkarşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya.. Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı....
Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve perimasallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın... Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen onasımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında vebavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, son bir kez kucaklamak isterim seni diyecek oldu ama kadın, '' defol '' dedi nefretle...
İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerikaya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetlerigeçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu. Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı.
Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. Sen, buraya ne yüzle geliyorsun diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerikadaki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldğını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerikaya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağınainanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi...
Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmışbir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem diyordu... Sırayla okudu; Seni çok sevdim, Seni sevmekten hiç vazgeçmedim Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim. Fakat benim için ölmeni istemedim. Şimdi bana söz vermeni istiyorum. Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı? Son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı: Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım....
(Anonim)
Etiketler: Hikaye

İçinde sensizlik olan her cümlenin telaffuzundan esirge dudaklarımı. Beni adınsız bırakma.
Az az tattır özgürlüğü tutsaklığıma.Ne bileyim hep azarla içimdeki şeytanı;aramıza girme ihtimali doğarsa.Ya da aklımda bir tilki varsa seni sevmeme ihtilaf,tut kuyruğunda savur onu baş aşağıya.Sen edebini koru ne olursun şüphe yolsuzuna aldanma. O ne yaparsa yapsın,sen usunu şüphe denizinde yelkensiz,dümensiz,bensiz bırakma.
Ey yoksul düşlerimin varsıl silueti!Hayallerimi öksüzlüğe atma.En fazla virgüller olsun benli cümlelerinin kucağında.Ünlemlere, sorulara ve noktalara yer ayırma.Şair der ki:“Ey sevgili!Uzatma dünya sürgünümü benim.”Ey sevilen!Sen varsan uzadıkça uzasın dünya sürgünüm;yok,sen yoksan elimi yüzümü sürgünlere bulama.Ne olursun!
Az az tattır mantığını duygularıma mesela. Ne Juliet ol mantığına karşı sorgusuz savunmasız teslimkar. Ne de Einstein duygularına. Çıkar artık denklemleri yüreğimizden sevgili. Tabi ki Orhan Veli’nin böcekleri gibi -arzu et sadece- demiyorum. Ama... İste ne olursun hak ettiğin her şeyi. Verdiğimle yetinme, benim istediğim gibi sen de iste. Susma örneğin. Dudaklarınla konuşmasan bile gözlerinle; olmadı yüreğinle, olmadı gülüşünle. Ne yaparsan yap ama, Ruhumu desibelsiz bırakma.
Etiketler: Tefekkür

Seninle ilk tanıştığımız günü hatırlıyorumda,öyle tatlı öyle şirin gelmiştin gözüme...
Eskilerden farklı olacaktı bu sefer demiştim içimden,hiçbir zaman ayrılmayacağımızı vad' ederek gelmiştin gelmiştin sen.Her zaman birlikte olacak,el ele verip düşlerimizi süsleyen güzelliklerin peşinden beraber koşacaktık seninle.
Diğerleri gibi yarı yolda bırakmayacaktın beni,senin yanında olduğumda ellerimi dokunduğumda güvende ve huzur dolu hissetirecektin bana kendimi...
İlk defa hastalandığın günü hatırlarım da,nasıl paniklemiş elim ayağıma dolaşmıştı seni o halde görünce.Eşe dosta sormuştum ne yaparız ne ederiz diye.Aman ha kendince birşeylere kalkışma daha fena edersin kim bilir demişlerdi de ben de elim kolum bağlı oluruna bırakmıştım bu hali.
Sonradan kendiğilinden iyi olduğunda dünyalar benim olmuş,sevincimden ne yapacağımı şaşırmış da arkadaşlarıma bu halime dalga konusu olmuştum uzun bi süre...
Biricik annem dahi kıskanırdı seni epeyce,benimle onunla vakit geçirdiğinin dörtte biri kadar vakit geçirmiyorsun der,yüreğimin bam telini şöyle bir cıız ettirirdi.
Elimden ne gelirdi ki,sensiz bu hayat akmıyordu sanki,beraber vakit geçirmediğimiz anlarda,ellerimi sana dokunamadığım zamanlarda kendimi değişik bir şekilde huzursuz hissediyordum.
O ihtişamın ve albeninle gözlerimi kamaştırıyor,herşeyden vazgeçilir de yardan vazgeçilmez dertirtiyordun kendimce...
Birlikte olduğumuzda yüreklerimizi birleştirdiğimizde önümüze gelecek her türlü engeli aşmaya söz vermiştik birlikte.
Seninle beraber ilk büyük maceramızı hatırlarım da,Istanbul-Ankara arası yollara revan olmuştuk da yine,yolları ufukta kaybolan çizgi gibi arkamızda bırakmış gün batımı mutlu ve bahtiyar bir şekilde dönmüştük evimize.
Ve işte yine öyle bir gece Ankara-Istanbul arası yollara dökülmüş Avea Turkiye Şampiyonasına doğru ilerliyoruz,kulağımda hoş bir ezgi ve sen gamepadim yine yanıbaşımda...
T.Koç
Etiketler: Kişisel
