İnsanın kaç zindanı var?Kırk dört yıllık bir ömre üç yüzden fazla eser sığdırıp; Şah döneminin Savak’ı tarafından şehit edilen Ali Şeriati’nin en kült kitaplarından biri; “İnsanın Dört Zindanı”dır. Birçok eseri gibi, bu eser de bir konuşmasının metnidir aslında. Otuz yedi yaşındadır bu konuşmayı yaparken Ali Şeriati ve bu konuşma, İran’ın Abadan şehrinde üniversite öğrencilerine hitaben yapılmıştır.
Çağın en büyük sorunu
Çağımızda insanın en büyük sorunu “bizzat insan sorunu”dur ona göre. Çünkü insan kendinin dört zindanında tutsaktır. Nedir bu dört zindan? İlk zindan doğadır. İnsan, doğanın baskısı altındadır. İkinci zindan, tarihin baskısıdır. Üçüncü zindan, sosyolojizmdir. Dördüncü zindan ise, “kendim” zindanıdır.
İnsan, bu ilk üç zindanın baskısından kendini kurtarabilir. Bunu üzerinde taşıması gereken (beşerden insana yolculuğunda) üç özellik sayesinde yapar. İnsan, ilk olarak, öz varlığının bilincinde bir varlıktır. Bu öz varlığının bilincinde olma durumu ona seçme yeteneği kazandırır. Seçen insan, yaratıcı özelliği de taşıyabilir demektir. Böylelikle insan dört zindanının üçünü bu yetileri sayesinde aşabilecektir. Ama insanın en önemli zindanı “kendim” zindanıdır. Burada hasta ve hastalık birdir artık.
İnsan nasıl kurtulur?
İlk üç zindanın baskını kıran insan, “anlamsızlık ve boşluk” duygusunun içine düşmektedir. Çünkü insan henüz özgürlüğüne kavuşabilmiş değildir. Bu üç zindandan kurtulmak onu daha büyük bir zindana hapsetmiştir. İnsan bu durumda her zamankinden fazla güç sahibi olmasına karşın, her zamankinden daha çaresizdir. Çünkü “kendim” zindanındaki insan ne yapması gerektiğini bilmemektedir.
Peki, insan bu zindanların en zorundan nasıl kurtulacaktır? Artık bu zindan onun çevresini kuşatmak bir yana, insanın üzerinde taşıdığı bir zindandır. Bunun da cevabını verir bu konuşmasında/kitabında, Ali Şeriati. “İnsanın ülküsü, özlemi öylesine yüce olmalıdır ki; bir noktaya bağlı kalmasın” der. Bunu da aşkla yapacaktır insan. Yoksa “beşer”den “insan”a yolculuğunda yolda kalacaktır.
Çare:?
(arayıp bulunuz efem)
....
Kaynak:
Besim Bal - www.dunyabizim.com
Adı koca bir şehre verilen, "evrim teorisi"yle meşhur olan Charles Darwin, kendi adının anıldığı şehirdeki camide cuma namazını kılan, yaz aylarında bile çok sıcak olmasına rağmen oruçlarını tutan kalabalığı görse ne derdi acaba?Avustralya'da 'evrim teorisi'nin sahibi Charles Darwin'den adını alan şehirdeki "Darwin İslamic Centre" yani "Darwin İslam Merkezi"nde hareketli günler yaşanıyor. Avustralya'nın Northern Territory eyaletinin başkenti Darwin, turistik yer olması sebebiyle dünyanın her yerinden gelen turistlerin uğrak yeri.
Darwin, Avustralya için savunma şehri olması sebebiyle önemli. Japon saldırısı sebebiyle İkinci Dünya Savaşı yıllarından kalma ve halen sağlam şekilde ayakta duran savunma amaçlı sığınakları şehrin çeşitli yerlerinde görmek mümkün. Şehir, diğer Avustralya eyalet başkentlerine göre savaşı ve askeri tarihi olan bir yer. (Eylül 1839 Darwin'de duraklayan geminin komutanı John Clements Wickham, bulundukları yere arkadaşı olduğu ifade edilen Charles Darwin'in adını vererek "Port Darwin" olarak adlandırmış.) Darwin'de 500'den fazla Müslüman aile yaşıyor. Nüfusu 100 bini geçen Darwin'de ayrıca 20'den fazla Türk aile var. Bunlardan biri de 1984 yılından bu yana bu şehirde ailesiyle yaşayan Oktay Hujent... Camide tanıştığımız gençlerden Ali Akdeniz de Charles Darwin Üniversitesi öğrencisi.
Var Eşrefoğlu Rumî bil hakikatVücûdu fâni etmektir adı aşk
Varın gidin siz de öyleyse,düşün yollara hakikati bilmek için hakikat adına,aşk adına,aşkın adına.Mecali kalmamış ellerinizi hiç değilse son bir defa kaldırın da kapı yüzünüze kapanmadan evvel o kapıyı siz kendiniz kendi yüzünüze kapamayı deneyin!
Varlığa gelen her âdemin kendini varlığa getirene ihtiyacı iki cihettendir;ilki varlığa getirdiği için,ikincisi varlığını sürdümesini sağladığı için.Evet varlığa gelmenin bir sebebi olduğu gibi,var kalmanın,varlıklı olmanın da bir sebebi vardır.İki farklı sebepten değil,bir sebebin iki cihetinden söz ediyoruz aslında.Var olabilmemiz için muhtaç olduğumuza varlığımızı sürdürmek için de muhtaç olmaktan...Böylelikle varolanın tümü iki sıfata muttasıf olmak zorunda:vücûd ve beka.
Demek ki aşk vücûdu bâki kılmak için çırpınanaların değil,vücûdu fâni kılmak için çabalayanların mesleği...
Lügat okumayı sevenlerdenim.Eskiden olsa bu cümleyi "Lügatlerde keşfe çıkmaya bayılırım." şeklinde kurardım,bir tekneye atlayıp bilmediğin bir alemde yolculuk yapmak gibi...Şimdi kabristan ziyareti gibi lügat okuyorum.Kabristanlar gibi lügatler,binlerce kelimenin hazin ölüsü,sessiz ve unutulmuş mezarlarında yatıyor upuzun,sayfalar boyu kelimeler,hiçbir çağrışımı kalmamış,hiçbir yad edeni...Kimi yabancı diye terk edilmiş,kimi zamanla yerini başka kelimelere bırakmış,tedavülden kalkmış tabiri caizse...
İşte burası "Bende"nin mezarı bakın...Bende;kul,köle anlamına geliyor.("En çok bildiğiniz'e bakın" sözü büyük hocalardan tevarüs ettiğimiz bir lügat okuma edebidir bu arada,üşenmedim açıp baktım lügate...) Eskiler,birisiyle tanışırken kendilerini "kulunuz,köleniz" anlamında "bende-niz" diyerek takdim ederlermiş,nezaketen...Şimdi nadiren kullanlar da onur ve şeref anlamını yükleyerek kullanıyorlar.
Ayşenur Vural, Şebnem Dergisi ,sayı:34

