Taharet musluğu ve Batılılaşma üzerine
0 Comments Published by ZephyR on 6 Ağustos 2009 Perşembe at 17:46.
22 temmuz 2007 seçimlerinden birkaç gün evvel bulunduğum bir mekanda, benim yaşlarda gençlerden oluşan kızlı erkekli bir arkadaş grubu bulunuyordu, sosyal ortamlarda diğer masalara kulak misafiri olmak tespitperver kişiliğimin mühim bir özelliği olduğundan bu gençlerin masasındaki oldukça hararetli siyasi sohbete kulak kabartmıştım. sohbetin daha evvelki aşamalarında bilgi üniversitesi sosyoloji bölümünde talebe olduğunu söyleyen kıvırcık kumral saçlı kız, diğer arkadaşlarına o yıl seçimlere bağımsız olarak katılacak olan, şu an adını vermek istemediğim bir adayın propagandasını yapmaktaydı. sohbet böylece sürerken masadaki erkeklerden biri zannedersem tuvalete gitti, birkaç dakika sonra geldiğinde taharet musluğunun abuk subuk yerlere isabet ettiğinden şikayet edip rahat taharetlenemediğini söyledi, işte delikanlının bu şikayetlerinden sonra bahsettiğim kızın beni şaşkına çeviren sözleri geldi,-sen taharet mi alıyorsun? taharet musluğu mu kullanıyorsun?
çocuk şaşkınlık içerisinde cevapladı,
- evet, ya sen? sen de taharetlenmiyor musun?
kız yanıt verdi,
-bana nasıl böyle bir soru sorabilirsin? tabii ki de taharetlenmiyorum, bugün hangi ab ülkesinde, hangi efta ülkesinde, hangi cefta ülkesinde taharet musluğu kullanılıyor? taharet musluğu batılılaşmaya engeldir, bu ülkeyi geri kalmaya iten tüm sebeplerin bütünleşik bir sembolüdür benim gözümde!
tartışma uzun bir süre daha devam edeceğe benziyordu, bu korkunç sohbete daha fazla tanıklık edemeyeceğimi düşünerek adisyonu istedim ve kalktım, fakat oradan kaçarcasına uzaklaşmama rağmen bugün dahi bu sözleri duymanın yarattığı ağır travmayı atlatamadım. konu ne zaman batılılaşmadan açılsa aklıma bu sözler geliyor ve kimi vatandaşlarımızın batılılaşma algılarındaki çarpıklık beni her gün kahrediyor...
(dengizik, 05.08.2009 21:29) - Ekşisözlük
Şirazlı Sadi iyi arkadaşın bıraktığı güzel etkiyi anlatırken şöyle tatlı bir misal verir: Çevresine ibretle bakan adamın biri, ormanda dolaşırken bir meşe yaprağından gül kokusu geldiğini anlayarak; "Nasıl oluyor da gül gibi kokuyorsun ey meşe yaprağı?" der. Dile gelen meşe yaprağı da şöyle cevap verir: "Uzaklardaki gülün yapraklarını rüzgâr uçurup buralara kadar getirdi. Ben onları kendi yanımda misafir ettim. Bir müddet gülle arkadaşlık ettik. Gül kokusu bana arkadaşlık ettiğim bu gül yaprağından geldi."
