Şarkıcıya âşık olan genç


Aşkın sebepleri arasında en inanılmaz olanı belki de rüyada görüp âşık olmaktı.İnsan sevgiliyi rüyada her vakit görür ama rüyada yalnızca bir gördüğü birine acaba sevgili der mi?Bunlar olsa olsa Hüsrev ile Şirin,Vamık ile Azra hikâyelerinde olur.Gönlün,hiç mevcut olmayan birine tutulması sanki hiç gereği olmayan bir şeyle geçim sağlamak gibi değil midir?Birisi hiç görmediği ve asla göremeyeceği bir güzeli sevdiğini söylerse herhalde aklından zoru olduğunu düşünürler.Ruhu ona telkin ediyormuş,temenni ve arzuları kalbini yönlendiriyormuş,bunlara inanmazlar.Oysa bir âşık,sevgilinin ay mı,güneş mi olduğunu bilemese de,aklının bir oyunu mu,hayalinin çılgınlığımı mı olduğunu kestiremese de,gözlerine her daim onun görüntüsü girdiği müddetçe âşık değil midir?Âşık olmak için maddi varlık şart mıdır?Allah'ın güzelliğini rüyasunda görüp ona âşık olan dervişe inanıyoruz da neden sevgilisinin hayaliyle özleme tutulan âşıka inanmıyoruz.Eğer ona inanmayacaksak aşk,surete tapmaktan gayrı ne olur ki?O halde insan,sevdiği kişiyi karşısında görmeden de onu âşıkı olabilir.Sevgili için kaygılanmak da,hayaliyle mes olmak da,geceleri uykusuz kalmak ve seherlerde acı çekmek de hehep âşıkın sevgiliyi görmeden yaptığı şeylerdir.Bir duvarın arkasında şarkı söyleyen bir kadını işitmek bazen ona tutulmak için yeterlidir.Bazıları buna temelsiz bir bina gözüyle bakabilir,ancak âşık,o binayı inşa etmekte her zaman çok mahirdir.Zihni göremediği bir varlığın tutkusuyla meşgul olan kişi,düşünceleriyle baş başa kaldığında hayalinden ona şekiller çizer,kıyafetler giydirir,renk ve koku isnat eder tavır biçer.Sevgili âşıkın zihninin içinde yapılır.Âşıkın hayal ve bedii düşünceleri sevgilinin güzelliğini artırır.Diyelim sese âşık olan genç sonra o şarkıcıyı bir yede görse,âşkı ya sönecek veya artacaktır.Görme onu yönlendrecektir.İyi de görme yoksa kim bu şarkıcıya âşık olan kişiyi ayıplayabilir ki?Cenneti de ancak tasvirle tanıyor değil miyiz?Onun söylediği şarkılar kulağımızı doldurup kalbimizi ona yönlendirdiğinde genelde âşık onun güzelliğini sesine göre ölçer.Eğer kendisini gördüğünde aşkı artıyorsa şarkıcıda onun sesine denk bir güzellik görmüş demektir.Ama eğer şarkıcının yüzü sesinden daha güzel ise bu âşıkı,sesten yola çıkarara güzelliği keşfettiği için tebrik etmek gerekmez mi?Cennetin en güzel tasvirleri bile cennetin yanına yaklaşmaktan uzak değiller midir?O halde,kainatta görülen bütün güzelliklerin "Mutlak Güzel"den bir iz taşıdıkları için güzel olduğunu söyleyen kişi haksız sayılabilir mi?

Katre-i Matem s.189 / İskender Pala

Pazar keyfi...

Pazar günü kahvaltıdan sonra fincanda kahvenizi yudumlarken matbadan yeni çıkmış buram buram kağıt kokan gazetenizin haftasonu ekinin sayfalarını çevirmek ve sıkıcı gündemden bir süreliğine uzak kalmak gibisi yoktur.Peki ama benim gibi en yakın gazete bayiinden fersah fersah uzaksanız ve internet sayflarından haber okumaktan haz etmiyorsanız ne yapmanız gerekir.

Biraz geç de olsa Zaman'ın haftasonu ekini hazırlayan ekibin keyfimizin yarım kalmaması için ekleri .pdf formatında yayınladıklarını farkettim ve mutluluğumu sizlerle paylaşmak istedim.Gazete kağıdının yerini elbette tutmuyor ama html uzantılı sayfalardan kat be kat daha iyi olduğundan hiç şüphem yok.


http://www.zaman.com.tr/bolum.do?bolumno=80

Zamanın hakkını vermek üzerine...

Bir sabah vakti...
Etrafta ürkek kuş sesleri,yakınlarda bir köpek havlıyor,bir horoz ötede günün ağardığını haber veriyor.Kıyam halindeyken sözlerin en güzeline arkadaşlık eden bu sesler eşliğinde gecenin hakkını vermeye çalışmış olmanın tatlı yorgunluğu ile birlikte inanılmaz bir huzur doluyor gönlüme.Öyle tatlı bir esinti var ki yüreğimde uzun zamandır tatmadığım türden,biliyorum.Nedendir diye soruyorum kendi kendime,bu farklılık nereden?
Cevap söz alıyor daha sual söyleyeceklerini bitirmeden.Herşeyin üzerimizde bir hakkı olduğu gibi zamanın da üzerimizde hakkı olduğunu çoğumuz farketmeyiz.Öyle ki o adeta her gün bizden zekat ister,onu vermek veya vermemek ise tamamen irademiz üzeredir.Aslında her şey farkındalık noktasında önemlidir.Vermen gerekenin farkında değilsen onu nasıl verebilirsin ki.
Peki ya vermenin zamanlaması? Her istediği anda verebilir mi insan zamanın hakkını.Yok hayır.Hiç kolay değildir onun demini tutturmak.Bakarsın ama göremezsin çoğu zaman,dinlemek için kulak verirsen duyabilirsin ancak.Her vakit ayrı naz yapar insana,çünkü ayrı ayrıdır sunduğu lezzetler çoğu zaman.

Ey insan kulak ver dinle o zaman!

Nokia telefonlarda SMS yedekleme

Geçen gün evde otururken cep telefonumun SMS mesajları için ayırdığı hafızanın dolduğunu farkettim.SMS mesajlarının çoğu da benim için çok değerli olduğu için bir çözüm yolu bulmam gerekiyordu.Cep telefonu camiasıyla aramın pek iyi olmaması nedeniyle önereceğim çözüm yolu çok bilindik olabilir.

Çözümün adı:Nokia PC Suite









Bu yazılım sayesinde cep telefonumuzla ilgili başta telefon numaraları olmak üzere,sms mesajları,ajanda notları,resim ve müzik dosyaları gibi birçok önemli bilgiyi bluetooth sayesinde bilgisayarımıza transfer edebiliyoruz.Öncelikle aşağıdaki linkten cep telefonu modelimize uygun olan Nokia yazılımını indiriyoruz ve kuruyoruz.

http://www.nokia-asia.com/get-support-and-software/download-software/nokia-pc-suites/compatibility-and-download

Daha sonra kurulum esnasında bluetooth veya data kablosu kullanarak bilgisayarımızla telefon arasında bağlantı kuruyoruz.Ve öncelikle anamenüden mesajlar kısmına giriyoruz.


Mesaj menüsü ekrana geldiğinde cep telefonunuzdaki mesajları hemen göremeyebilirsiniz.Nokia PC Suite bu esnada cep telefonunuzdaki SMS mesajlarına ulaşıp arayüzde onları okumanızı sağlayacaktır.


Yedeklemek istediğimiz mesajları tek tek seçebileceğimiz gibi hepsini Ctrl+A yaparak hepsini seçebilmemiz mümkün.Bu seçimi yaptıktan sonra sıra geldi mesajlarımızı yedeklemeye.Üstteki menüden File->Export'u seçiyoruz ve istediğimiz bir lokasyona .cvs formatında SMS mesajlarını toplu bir şekilde kaydediyoruz.

Kaydettiğimiz bu mesajları daha sonra excel veya calc gibi programlarla açıp okuyabilir düzenleyebilirsiniz.

1G'den 4G'ye Mobil İletişim teknolojileri

Bu makalede, günümüze kadar cep telefonu ve kablosuz iletişim ağı teknolojilerinin değişimini inceleyeceğiz. Yazıya genel terimlerden başlayıp 1G, 2G gibi standartlarla devam edeceğiz, şu tarihlerde sıkça bahsedilen 3G’de biraz durduktan sonra gelecek teknolojilerden de bahsedip yazıyı sonlandıracağız. Umarım kafanızda soru işareti bırakmayacak, açıklayıcı bir yazı olur. Sözü fazla uzatmadan genel geçer terimler ile başlayalım.

Analog Veri(Analogue data, Analogue Signal)

Sinyalin formülize edilebilir elektriksel işlemlerden geçmesiyle elde edilen veri. Giriş sinyali ve çıkış sinyali arasındaki geçiş, matematiksel olarak rahatlıkla ifade edilebilir, bu durum veri güvenliğini ciddi biçimde düşürmektedir. 1G'de kullanılan veri iletişimi analog veri iletişimidir.

Hücreler Arası Geçiş

Şebekelerin sahip olduğu her hücrenin belli bir kapsama alanı vardır. Konuşmanın kesilmemesi için ise cep telefonunun sürekli kapsama alanı içerisinde kalması gerekir. Bir hücrenin kapsama alanından diğerine geçtiğinizde konuşmanızın kesilmesini istemezsiniz. Bunun için bağlantının sorunsuz bir şekilde bir baz istasyonundan diğerine aktarılması gerekir. 1G’den beri hizmet sağlayıcılar bu desteği vermektedir.

soft-handoff

Aktarım ise şu şekilde gerçekleşir: Önce telefondan hücre değiştirme isteği bağlantı sağlamak istediği hücreye (baz istasyonu) gönderilir. Bu baz istasyonu tarafından kullanıcının o anda bağlı olduğu baz istasyonuna geçiş isteği gönderilir. Baz istasyonları arasında iletişim sağlandıktan sonra telefona hücre değiştirme onay sinyali gelir, ve görüşme yeni baz istasyonundan devam eder. Bu aşamalar sırasında görüşme normal bir şekilde sağlanır.

Yük Dağıtımı(Load Balance)

Çok çekirdekli bilgisayar işlemcilerindeki sistem gibi düşünebilirsiniz. Fazla yük geldiğinde, yük bölünerek azaltılmaya çalışılır. Aynı alanı kapsayan birden fazla baz istasyonu varsa istasyonların yük durumuna göre bağlı kullanıcılar dengelenir.

Dolaşım

Roaming olarak da duymuş olabilirsiniz. Temelinde bir abonenin, aynı özelliklere sahip başka bir ağdan hizmet alabilmesidir. Şebekeler arasında karşılıklı anlaşmalarla bu hizmet verilebilir. Sistemin getirisi büyüktür. Numaranızı ve SIM kartınızı herhangi bir şekilde değiştirme gereği duymadan uluslar arası gezinebilir, ya da eğer anlaşma sağlandıysa bir şebekenin çekmediği yerde diğerinin kapsama alanındaysanız onu kullanabilirsiniz.

roaming02

Yeni kurulan hizmet sağlayıcıları, daha önce kurulmuş olan ve kapsama alanı yüksek ağları para karşılığı kendi yapılanmasını sağlayıncaya kadar dolaşım amacıyla kullanmaktadırlar. Türkiye’de Turkcell ve Vodafone Avea’ya bu hizmeti vermeyi reddetmiştir.

GSM

Global System for Mobile Communications, kablosuz(mobil, taşınabilir) ağlar için evrensel sistem. 2G ile ortaya çıkan en yaygın standarttır, o bölümde daha fazla bahsedeceğiz.

GPRS

General Packet Radio Service, genel paket yayın servisi. Ülkemizde şu anda etkin olan tüm şebekelerin desteklediği 2G standardı, anahtarlamalı olarak paket yayını yapılmasına olanak tanır. Pratikte 30-50 kbps civarı veri aktarımını desteklemektedir. Bas Konuş’un geliştirilmesine imkan sağlamıştır.

Bas Konuş

PTT, PushToTalk. Cep telefonlarının telsiz şeklinde kullanımına imkan tanır. Üstün veri sıkıştırma teknolojileri ile GPRS üzerinden çok ucuza görüşme yapılabilmektedir. Ülkemizde ChatIn ya da Bas Konuş gibi isimlerle bu hizmet sağlanmaktadır.

EDGE

Enhanced Data rates for GSM Evolution, GSM gelişimi için arttırılmış veri hızı. Üçüncü nesil iletişim teknolojisi 3G’nin öncesindeki son adımdır. 380 kbps’ye kadar veri aktarımına olanak tanır. 2G’de üzerinde daha fazla duracağız.

CDMA

3G’nin bir getirisi olan UMTS klasik frekans bölmeli çoklu iletişim (frequence division multiple access) veya zaman bölmeli çoklu iletişim (time division multiple access) tekniklerinden prensip olarak çok farklı olan CDMA (Code Division Multiple Access) teknolojisini kullanır. Bir çeşit dağınık frekans (spread spectrum) tekniği olan bu teknolojide kullanıcılar 5MHz genişligindeki aynı banttan haberleşirler. Her vericinin sinyali özgün bir yonga koduyla çarpılarak (bu kodun hızı 3.84Mchips/s) 5MHz genişliğindeki spektruma yayılır. Alıcı da bu spektruma yayılmış sinyali aynı yonga koduyla çarparak veriyi elde eder.(wikipedia.org)

W-CDMA(UMTS)

Wideband Code Division Multiple Access, Genişbant Kod Bölmeli Çoklu Erişim. Mobil iletişim sistemi kavramı olarak UMTS'nin (Universal Mobile Telecommunication System) karşılığıdır. 3G standartlarınan bir tanesidir.

HSDPA

High Speed Downlink Packet Access, Yüksek Hızlı Veri Paketi İndirme İmkanı. Teoride 14.4 Mbit hızı sağlasa da pratikte 1Mbit ile sınırlı kalmıştır. WCDMA üzerinde paket erişimi başta olmak üzere yapılan iyileştirmeler sonucu indirme hızının yükseltilmesine dayanmaktadır. Hizmet sağlayıcıların hücre kapasitelerinin üstünde kullanıcıyı kayıt etmeleri sonucu üst sınır epeyce azalmaktadır.

HSUPA

High Speed Uplink Packet Access, Yüksek hızlı Veri Paketi Gönderme İmkanı. HSDPA’daki gibi teoride 14.4Mbit hızı destekler, ancak pratikte 1Mbit ile sınırlı kalır. HSDPA'da olduğu gibi WCDMA üzerinde paket erişimi başta olmak üzere yapılan iyileştirmeler sonucu indirme hızının yükseltilmesine dayanmaktadır. Hizmet sağlayıcıların hücre kapasitelerinin üstünde kullanıcıyı kayıt etmeleri sonucu üst sınır epeyce azalmaktadır.

veri-aktarimi1


standarts-1

3GPP ve AMPS kavramlarından pek fazla bahsetmeyeceğiz, bu yüzden şimdi birkaç cümleyle açıklayalım. 3GPP(The 3rd Generation Partnership Project) adından da anlaşılacağı gibi mobil iletişim kurumları arasında yapılmış bir anlaşmadır. Kısaca işlerin karışmaması ve farklı farklı teknolojilerin ortaya çıkmaması için yapılmıştır. AMPS ise Bell Labs tarafından geliştirilen, 1983'te ABD'ye sunulan analog mobil iletişim sistemi standardı, artık birçok yerde destek verilmiyor.

Diğer kavramların bir kısmını ilk sayfada açıklamıştık, bir kısmını yazının ilerleyen kısmında yeri geldikçe belirteceğiz; bazılarına da gerek duymadığımızdan hiç değinmeyeceğiz.

1G

G burada İngilizcesi ‘generation’ olan nesil sözcüğünün kısaltılması. 1G de ilk nesil kablosuz ağ standartlarına verilen isim. 1G teknolojisi çıkmadan önce de kablosuz olarak iletişime geçen telefonlar vardı, ancak ilk ticari iletişim ağının Japonya’da 1979’da kullanılması ve 1981’de tam otomatik şebekelerin geliştirilmesi ile 1G dönemi başlamış oldu.

ilkcep

Cep telefonu, 1983 yapımı.

1G günümüzdeki teknolojiye göre oldukça geri kalmış bir teknolojiydi, öyle ki çok çabuk bağlantı kopabiliyor, çevresel etmenlere karşı çok fazla direnç gösteremiyordu, ayrıca analog veri bağlantısı kullandığından isteyen herkes görüşmeleri dinleyebiliyordu. Ayrıca günümüzde şebekelerin asıl kullanım amaçlarından biri haline gelen veri aktarımına da olanak sağlamıyordu.

Bu olumsuzluklara rağmen geniş kapsama alanı, yeterli iletişim kapasitesi, yük dağıtım olanağı, dolaşım ve hücreler arası geçiş desteğiyle dönemi için gayet yeterli bir iletişim sistemiydi.

2G

Adından da anlaşılabileceği gibi ikinci nesil kablosuz telefon ağı teknolojisinin ismidir. 1G’de olduğu gibi hücresel ağ sistemini kullanır. Ülkemizde şu anda etkin olan tüm şebekeler 2G çerçevesinde yayın yapmaktadır. 2G’nin 1G’ye en büyük üstünlüğü, hiç şüphesiz analog yayından artık sayısal yayına geçilmiş olmasıdır. Bu şekilde, daha yüksek ses kalitesi, daha yüksek kapasite, 1G’nin en büyük eksikliği sayılabilecek iletimde güvensizliğin şifreleme yoluyla önüne geçilmesi ve şebeke bilgisi gibi küçük verilerin aktarımı mümkün olmuştur.

nokia-1011

Nokia'nın ilk GSM telefonu 1992'de geldi; modelin ismi 1011.

2G’de tüm kullanıcılar aynı kanal üzerinden şebeke ile haberleşir, veri iletimi yani konuşma sırasında ise kullanıcılara farklı kanallar açılır ve konuşma süresince bu kanala dışarıdan müdahale edilemez.

850/900MHz frenkansta çalışması için tasarlanan bir 2G standardı olan GSM, kullanıcı sayısının artması üzerine 1800MHz bandına taşınmıştır. Bu şekilde çok kullanıcı ile aynı anda iletişimin önü açılmış, ancak frekansın artmasıyla hücre yani baz istasyonlarının menzili düşmüştür.

GSM, kullanıldığı zamanlarda bile hattı meşgul eden bir sistemdir, bu durum zaman zaman karşımıza çıkan ‘Şebeke Meşgul’ uyarısının temel sebebidir. 2G’nin bu dezavantajı, 3G teknolojisinin geliştirilmesini gerekli kılmıştır.

2.5G, 2.75G

GSM, 9.6 Kbps veri aktarımını desteklemektedir, yani saniyede 1.2 KB. (8bit=1bayt) ilk 1G’den 2G’ye geçildiği zamanlarda bu veri iletimi gayet yeterli gelse de zamanla yetersiz kalmış, internetin de yaygınlaşmaya başlamasıyla HSCSD ve sonrasında GPRS standartları geliştirilmiştir. HSCSD aynı anda birçok kanalın kullanımı ile 43.2 kbps veri iletimini sağlayabilmiştir. GSM’de olduğu gibi kullanılmadığı zamanlarda da hazır durumda beklerken bile hattı meşgul etmesi, GPRS standartlarının geliştirilmesini sağlamıştır. BasKonuş (PTT, pust to talk) temelde GPRS’e dayanmaktadır.

GSM modülasyon tipinin değiştirilmesiyle EDGE adı verilen teknoloji geliştirilmiş, bu şekilde teoride saniyede 380 kbps veri iletimi sağlanabilmiştir. 2.5G GPRS ve EDGE teknolojilerinin 2G’ye eklenmesiyle oluşan standarttır.

Bazı yerlerde ise karşımıza EDGE teknolojisinin de 2G'ye eklenmesiyle 2.75G olduğu belirtilir, ara nesillerin kesin çizgisi olmadığı için yanlış olduğunu da söylenemez.

3G

Üçüncü nesil kablosuz iletişim teknolojisine verilen addır. 1G ve 2G gibi hücresel ağ sistemini kullanır. UMTS, bu teknolojinin bir getirisidir. 3G’de ses değil sayısal veri iletilir. Ayrıca GSM'in aksine, kullanıcı aktif olarak telefonunu kullanmadığı zamanlarda kullandığı zamana göre çok daha az kapasite harcar, hücreye çok daha az yük bindirir. Bu sayede 2G’de bahsettiğimiz en büyük sorun olan şebekenin aktif olarak kullanılmadığında da meşgul olması sorunu 3G ile aşılmıştır. Bu hizmet sağlayıcılara kapasitenin daha verimli kullanımına bağlı tasarruf olarak geri dönmektedir. 3G, yüksek hızda güvenli veri iletişimine imkan sağladığından, mesajlaşma, görüşme ve internet olanaklarının 2G’ye oranla çok hızlı ve güvenli bir biçimde kullanılmasına imkan tanımaktadır. Ayrıca konumlandırma hizmeti verilebilmektedir.

3g-konsept

3G gelmeden tasarlanmış bir konsept.

2G’de yükseltilen yayın frekansı 3G’de biraz daha yükseltilerek 2100/2400MHz’e çıkartılmıştır. Bu hücrelerin yayın alanının daha da daralmasına ve kapalı alanda iletişim sorunlarının oluşmasına yol açmıştır, zira frekansı artan dalganın girişkenliği azalır. 3G’nin eksik noktalarından bir tanesi de hareket halinde veri iletişimi yapıldığında hızın düşmesidir. Saatte 40km hızda 2Mbit veri iletişimi sağlayabilen 3G, 120km’ye çıkıldığında EDGE hızına düşer, 360km’de ise iletişim neredeyse sıfırlanır. Bu hız sorununun aşılabilmesi için HSDPA ve HSUPA teknolojileri geliştirilmiştir. 3G, ilk olarak 1998 yılında Japonya’da kullanılmaya başlanmış, 2003 yılında ise Avrupa’ya gelmiştir.

Ülkemizde 3G

Numara taşınabilirliğinin 3G için bir sorun olmaktan çıkmasıyla (Avea ve Vodafone numara taşınabilirliğinin sağlanmaması nedeniyle karşı çıkmıştı) 28 Kasım'da ülkemizde 3G şebeke lisansları ihaleye çıkmıştı ve sonunda lisanslar sahiplerini bulmuştu. Dört farklı bant olarak ihaleye açılan yeni nesil şebekede A tipi lisansı 358 milyon € ile Turkcell kazandı. B tipi lisansı için Vodafone ve Avea aynı teklifi verdiği için kura yöntemine gidildi ve Vodafone 250 milyon € teklif ile kazandı. Avea ise asgari tutar olan 214 milyon € ile C tipi lisansa sahip oldu. D tipi lisans için teklif gelmediği için bu ihale yapılmadı. 2009 Nisan başında Danıştay'dan ihalelere onay geldi 30 Nisan'da da operatörler ile anlaşma yapıldı. Onay sonrası şirketler hızlıca altyapı sistemlerini kurmaya başladılar.

3gihale

3G ülkemize Japonya'dan tam 11 yıl, Avrupa'dan ise 6 yıl sonra uğrayacak. 3o Temmuz'da hizmet sağlayıcılar aynı anda 3G hizmeti vermeye başlayacak. Hız konusunda ise 3G çerçevesinde düşünüldüğünde dünya çapında hızlara ulaşılabildi, firmaların bu en yüksek hız yarışına ilişkin haberleri zaman zaman sitemizde görmektesiniz. Ancak 2010'da 4G'nin dünya genelinde oldukça yaygınlaşması bekleniyorken, bizim 2009'da 3G teknolojisine kavuşuyor olmamız oldukça düşündürücü.

3.5G, 3.75G

HSDPA’nın 3G’ye eklenmesiyle oluşan sisteme 3.5G, HSDPA ve HSUPA’nın 3G’ye eklenmesiyle oluşan sisteme ise 3.75G adı verilmektedir. HSDPA ve HSUPA'yı yazının ilk sayfasında açıklamıştık.

4G

Bu teknoloji tamamen IPv6'ya dayanmakta. Hizmet sağlayıcı ile bağlantıda olan her aygıt, şimdi internete girdiğimiz bilgisayarlarımızda olduğu gibi bir IP adresine sahip olacak ve telefonlar birbirleriyle bu adresler aracılığıyla iletişim kurabilecekler. Kapsama alanı içerisindeki her yer, günümüzdeki Wi-Fi ağları gibi bir kablosuz iletişim ağı olmuş olacak.

4G ile birlikte hareketli aygıtların ağa 100Mbps ve sabit aygıtların ise 1Gbps hızla bağlanması öngörülüyor. 4G teknolojisinin getirileri kullanıcılara çok büyük olacak, bunları şu şekilde özetleyebiliriz;

  • Aynı zamanda şimdikinden çok fazla sayıda eşzamanlı kullanıcı kapasitesi(şebeke meşgul sorununa çözüm),
  • Yeryüzündeki herhangi iki nokta arasında en az 100Mbps bağlantı hızı,
  • Sorunsuz ve hızlı bir bağlantı, çok daha rahat küresel dolaşım (roaming),
  • İnternete bağımlı tüm sektörlerde mobil iletişim rahatlığını artırma, (HDTV, gerçek zamanlı ses/görüntü, mobil TV gibi.),
  • Şu andaki kablosuz standartlarla uyum sorunu olmaması,
  • Paket anahtarlamalı ağ.

4G'nin aslında en önemli getirisi, sürekli doğrudan internete bağlı telefonları yanımızda taşıyacak olmamızdır. Şu andaki teknoloji ile sürekli internete bağlanmak maddî açıdan faturayı epeyce kabartacaktır, ancak 4G ile bunun çözülmesi öngörülmektedir. 100Mbps hızını destekleyecek olan mobil aygıtlar ile internet üzerinden DVD kalitesindeki bir yayını çok rahat bir şekilde izlenebilir, ya da yüksek kalitede TV yayını yapılması beklenmektedir. Ayrıca 4G tüm bu hizmetleri yüksek servis kalitesi ve yüksek güvenlik ile vermelidir.

4G'nin uygulamaya geçmesi aslında 2007 yılında WiMax ağlarının kurulmasıyla başlamıştır. WiMax 4G ile aynı banttan yayın yaptığından bu teknolojinin başlangıcı sayılabilir, ancak sabit bir noktadan yayın yapması ve hücresel yayın sistemini kullanmaması nedeniyle tam olarak 4G değildir.

handover

4G, tam olarak 3G'de de değindiğimiz gibi 2010'da hizmet vermeye başlayacak, kullanıcıların bu yeniliğe ayak uydurması ise 2012'yi bulabilir. Ülkemize 4G'nin gelmesi için ise en azından 4-5 yıl beklenmesi gerekebilir, zira operatörler 3G için verdikleri ihale paralarını bir şekilde kullanıcıdan çıkartıp üzerine kâr da yapmak isteyecektir.

cizelge-zaman-1

Sonuç

Malesef teknolojiyi geriden takip ediyoruz. Pastadan pay almak şöyle dursun, arta kalan kırıntıları ancak toparlayabiliyoruz. Öyle ki, 3G'yi Japonya'dan 11, Avrupa'dan 6 sene sonra kullanmaya başlayacağız. Ülke olarak iyi yaptığımız işlerden olan 'üretemiyorsan ithal et' düşüncesini bile bu alanda uygulayamamışız. İşin içine hizmet sağlayıcılarımızın altyapı eksikliği ve açgözlülüğü gibi etkenler de girince, bizde 3G sistemi oturana kadar şimdi 4G'nin arifesinde olan ülkeler 2010'da 4G'ye merhaba diyecekler.

İnsanın insanla sınavı

Hayretten hayrete düşer, asfalta yapışan sakız gibi yapışırız hayatın zeminine. Küçük dilimizi yutacak gibi oluruz. Adaletsizliğin, haksızlığın, zulmün, ihanetin iç çekişleri inletir kalbimizin ücra köşelerini. İnsan insanın en büyük sorusu, derdi, tasası olur. Hayat en çok insanlarla ağırlaşır, darlaşır. "Nasıl olur" deriz, "Bunu nasıl yapabilir bir insan?" Hele kötülük ummadığımız bir insansa bu.

Bu sorudaki anahtar kelime "insandır". Bir köpek, kurt, aslan, kaplan bu kötülüğü nasıl olur da yapar diye sormayız. Çünkü insandan hayır, iyilik, güzellik bekleriz. Biliriz ki kötülük insana yakışmaz. Biliriz ki "insan fıtraten mükerremdir". Öte yandan hayvanların kötülük yeteneğinin sınırlılığını da biliriz. Hiçbir varlık insanın zulmüne erişemez. Mahiyetindeki zulüm kabiliyetinden dolayı en çok insanlardan korkar, insanlardan çekiniriz. İnsanlardan uzaklaşır ya da kaçarız. İnsan kadar tehlikeli olabilecek başka bir varlığın olmadığını iyi biliriz. Örneğin bir köpek en fazla ısırır. Bizi ısıran köpeğe de en fazla kızarız. Bir köpek ne kalbimizi incitir ne de yorup ağırlaştırır.

İnsan sadece kötülükle şaşkınlık uyandırmaz. Küçüklü büyüklü sınırsız iyiliğin, fedakârlığın, feragatin de vesilesi olur insan. "İşte" deriz "işte insan demek bu!" Başkaları için gecesini gündüzüne katanlarla soluklanırız. Komşusu açken tok olmayanlarla rahat ederiz. An gelir tek bir tebessümde sonsuz iyilik ve merhametin tecelli ettiğini hissederiz. Ansızın gelen bir telefonla "Nasılsın, seni merak ettim" diye hatırımızı soran arkadaşımızla gözümüz gönlümüz aydınlanır. Sınırsız iyiliğin de kötülüğün de insana özgü olması insanın kabiliyetlerinin sınırsızlığıyla ilgilidir. Aşağıların aşağılarına da düşebilir, iyiliğin zirvelerine de yükselebilir insan. Bu yönüyle kudretin mucizesidir. Bu insana verilen önemin de bir göstergesidir.

Sadece başkaları değil biz de kendimizi zarara ziyana uğratırız. Bize ikram edilen nezih ve yüksek bir makamı hevâ ve heveslerimiz uğruna çarçur ederiz. Biliriz ki hevâ ve heveslerimize teslim olan büyüklenmeci benliğimizden bize daha fazla zarar veren başka bir varlık yoktur. O zaman da kendimizden uzaklaşmak isteriz. "Bunu nasıl yapabildim" diye dövünürüz. Öfkeyle dolar içimiz. Varlığımız yük olur, belimiz bükülür. Taşıyamayız kendimizi. Hevâ ve heveslerimizden muzdarip kırgın latifelerimizin, O'nun için yaşayacağımız istidatlarımızın uğultusu doldurur içimizi.

İnsanlarla sınanınca onları, kendimizle sınanınca kendimizi kırık dökük, ayarı bozuk adalet terazimize oturturuz. Terazinin çoğunlukla kötülük kefesi ağır basar. Şeytan kötülük kefesinin ağır gelmesi için nefsimize asılır.

Kötülüğün sudur ettiği iyi bir insan hâlâ iyi bir insan mıdır peki? Kötülüğü işleyen kendimiz hâlâ iyi biri miyizdir? Kendimizden beklemediğimiz bir davranışla kötülerin kötüsü mü oluruz? Bu soruların cevapları önemlidir. Çünkü insandan ve kendimizden umudumuzu yitirmek hayattan umudumuzu yitirmektir. Çünkü biliriz ki insan kadar bize "yakın" olabilecek dünyevi bir başka dost yoktur. Bu nedenle en çok insanlara bağlanırız. Bir insanla ağırlaşan kalbimiz başka bir insan vesilesiyle ferahlayabilir. Uzaklaşır yakınlaşırız. Yakınlaşınca korkuya kapılıp yeniden uzaklaşırız. İnsandan kaçarken yine insana tutuluruz. Kendimizi terk ederken kendimize yakalanırız. Annesinden korkup onun şefkatli sinesine sığınan çocuklar gibiyizdir.

Kırık dökük adalet terazimizin ayara ihtiyacı vardır. Bir zaman Nursi'nin de aklına da takılır yukarıdaki sorular. Kendisi de insanlarla sınanır. Özellikle iman ehlinin doğru yolda doğruca ilerlemesi için nice sebep varken şeytanın zayıf desiselerine mağlup olması onu çok düşündürür. "Arkadaşlarımdan bazıları, yüz hakikat dersini kalben tasdik ile beraber benden işittiği ve bana karşı da fazla hüsn-ü zannı ve irtibatı varken, kalbsiz ve bozuk bir adamın ehemmiyetsiz ve riyakarâne iltifatına kapıldı, onun lehinde benim aleyhimde bir vaziyete geldi" diye anlatır derdini. Hayrete düşer; "İnsanda bu derece sukut olabilir mi? Ne kadar hakikatsiz bir insan idi" Sonra hatasını anlar. Çünkü "şeytan cüz'î bir emr-i ademî ile insanı mühim tehlikelere atar". Nefsin şeytanı her vakit dinlediğini söyleyerek iman ehlinin şeytanın desiselerine kapılmalarının inançsızlıktan olmadığını, hem büyük günahları işleyenin küfre girmediğini vurgular. Çünkü şeytanın yaptığı tahriptir ve tahrip kolaydır.

Kendimizle ve insanlarla sağlıklı ilişki kurmanın yolu adalet terazimizi sıkça ayar ettirmektir. İnsandan ve kendimizden umudumuzu kesmemek için elzemdir bu.

Mustafa Ulusoy, Zaman 03 Temmuz 2009




© 2007 ZephyRs Blog | Designed and modified by ZephyR.
No part of the content or the blog may be reproduced without prior written permission.
Show/Hide Navigation