Aşk...




İran'lı bir şair der ki:
-Aşk'a uçarsan kanadın yanar...

Mevlana Celaleddin Rûmi hazretleri de buna cevaben der ki:
-Aşk'a uçmazsan kanat neye yarar...

Hope floats...


Bir gün nehir kıyısında oynuyorduk.
Görüp görebileceğin en güzel karınca tepesine rastladık.
Walter hemen bir tekme attı...
Yuvayı çiğnedi ve dört bir yana dağıttı.
Ben ağlamaya başladım.
Ben çok... Annemi çağırdım.Koşup yakasına yapıştım...
ve ağlaya sızlaya annemi oraya götürdüm.
Annem beni yatıştırmaya çalışıyordu.Dedi ki...
"Dur, dur. Ölmediler. Kesinlikle ölmediler."
Bekledik, bekledik... Derken...
küçücük siyah noktalar yeniden...
her yana koşturmaya başladı.Evlerini yeniden inşa etmeye çalışıyorlardı.
Dedim ki "Bunu neden yaptılar?Ben olsam vazgeçerdim. Hiç umut yok."
Annem dedi ki...
"Evet, tek başına olsan haklısın,ama orada sürüyle karınca var.
"Hepsi de akraba.Onlar bir aile, tıpkı bizim gibi."
Aileler bunun içindir.Bu yüzden aile diye bir şey var.
Sonuçta, son sözü söyleyen ümitsizlik olmadı.
Ve eğer karıncalar bunu başarabiliyorsa,biz de başarabiliriz.


Babam, çocukluğun hayatımın|en güzel dönemi olduğunu söylüyor.
Bence yanılıyor.Bence annem haklı. O diyor ki...
Çocukluk, hayatının geri kalanında aşmak için uğraşacağın şeydir.
İşte annem böyle derdi:
"Başlangıçlar korkutucudur,sonlar genellikle üzücüdür,ama ikisinin ortası en iyi kısmıdır."
Bir şeye başlarken bunu hatırlamalısın.
Ayakta kalması için umuda bir şans ver.O bunu başaracaktır.

Düş Sokağı Sakinleri geri mi dönüyor?

Düş Sokağı Sakinleri geri mi dönüyor?
Bugün otuzuna merdiven dayayanlar, 'Düş Sokağı Sakinleri' ismi anılınca hep aynı şekilde cümleye başlıyor; "Lise yıllarında çok dinlerdim..."

Grup neredeyse 10 yıl önce dağıldı ama şarkıları zihinlerden silinmedi. Farklı bir tarzları vardı. Basından uzak duruyorlar, çok kapalı bir dünyada yaşıyorlardı. Konserlerde ise adeta kendilerinden geçiyorlardı. 'Müziğin felsefesini yapıyorlar' diye tanımlandılar. Her müzik grubu gibi bir gün onlar da dağıldı. Murat Çelik ve Murat Yılmazyıldırım uzun süre konuşmadı. Ayrılığa 'Murat Çelik'in dinî hassasiyetlerinin sebep olduğu söylendi ama tam olarak niçin ayrıldıklarını kimse anlayamadı. Aradan geçen zaman ikilinin arasındaki buzları eritmiş. Geçtiğimiz hafta birlikte üç ayrı konsere çıktılar. İkinci sevindirici haber ise Yılmazyıldırım'ın 9. albümüyle sevenlerinin karşısına çıkması. "Üç Mevsim Bir Ölüm, Üç Ölüm Bir Mevsim" ismini taşıyan çalışma, Türkiye'nin ilk doğaçlama albümü olma özelliğini taşıyor. 12 ayrı CD'den oluşan alüm, yılın 12 ayına paylaştırılmış. Albümde enstrüman yerine çay bardağı sesi, parmak çıtlatma sesi, leğende su sesi ve zımpara sesi kullanılmış. Yılmaz Yıldırım'la yeni albümünü konuştuk.

Herkes albüm yapmaya çekiniyor. Siz ise 12 CD'den oluşan epeyce maliyetli bir albümle çıkıyorsunuz sevenlerinizin karşısına. Bu büyük bir risk değil mi?

Hayatım boyunca hep zor olan projelerin peşinden koştum. Bir şeyi yaparken, sonrası ne olur diye hiç düşünmüyorum. Doğru olduğunu düşündüğüm her projenin arkasında varım. Allah bana bu vücudu vermiş, ben de ruhumda duyduğum sesleri ortaya çıkarmak istiyorum. Suyun önüne bir duvar çekseniz de su bir müddet sonra akmak isteyecektir.

Kaç satar peki bu albüm?

Hiçbir beklentim yok. Çünkü artık albüm benden çıktı. Dinleyiciler kararı verecek. Dinleyicilerime çok farklı bir ruh haliyle seslendim bu albümde. Benim için çok manevî bir değer taşıyor. Çok ruhani, mistik, içe dönük, dünya ile ahireti buluşturan, sorgulayan içsel bir albüm oldu. Bu söylediklerimi anlamak için albümü dinlemek gerek. Ama bu sözler, ille de benim albümümü alın ve benim iç dünyama girin demek değil.

Bir albüm bu dünya ile diğer dünyayı nasıl buluşturur?

İnsan niye vardır? Dünyaya niye gelir ve nereye gider? Dinde bu soruların hepsinin de cevabı var. Ama aynı zamanda dünyada garip bir kargaşa yaşanıyor. İşte ben bu kargaşaya bir gönderme yapıyorum. Koskoca dünyayı paylaşamayan insanlar ordusuyuz. İnsanoğlu bir canavarı andırıyor günümüzde. Albümde, dünyanın temiz ve sade yaşanması gerektiğini anlatmak istedim. İnsanların manevî duygularının da olduğunu haykırdım. İnsanoğlu, maneviyata yönelebilecek kudrete sahip ama para tutkusu buna engel oluyor. Mal ve mülk sevgisi olduğu sürece insanın iç dünyasına yönelmesi mümkün değil.

Albümü dinleyenler hayal kırıklığına uğrayabilir. Çünkü çok sıra dışı bir albüm, sözler doğaçlama, çay bardağı sesi, parmak çıtlatma sesi, leğende su sesi ve zımpara sesi enstrümanların yerini almış...

Ben böyle düşünmüyorum. Evet, sıra dışı bir albüm oldu. Enstrümanlar yerine ilginç öğeler kullandık. Bilerek ve isteyerek böyle olmasını istedim. Ben bir sanatçıyım. Bir sanatçı risk almasını bilmelidir. Hayat bana göre risktir. Nefes alıyorsan bu bir risktir. Çünkü başına her şey gelebilir. Albümüm mesajlar yumağı olsun istemedim. Zaten albüm dinsel ve içe dönük bir tarzda. İnsanlara dinsel mesajlar verilmiş zaten. Kötülük yapma, hoşgörülü ol, yalan söyleme denmiş.

12 ayrı CD var albümde. Her CD yılın bir ayını temsil ediyor. Parçalar aylara göre tasnif edilirken mevsimlerin özelliklerini göz önünde bulundurdunuz mu?

Albümler iç içe girmiş durumda. Hepsi birbiriyle bağlantılı. Bu yüzden ayların ya da mevsimlerin ruhuna göre bir tasnif yapmak çok zor olurdu. Bunu göz önünde bulundurmadık.

Albümü sadece kendiniz için yapmışsınız gibi geliyor...

Ben size daha iddialı bir şey söyleyeyim o zaman. Ben Allah adına müzik yapıyorum. Benim iletişimim öncelikle Allah'ladır. Araya hiç kimseyi sokmuyorum. Benim için önemli olan Allah'la olan bağlantıyı güçlü tutmaktır. Aracılar kullanmam, bana verilen yetenekleri sadece yukarıya sunarım. Dinleyicilerim alabildiği kadarını alır. Bana göre bu albümü anlayabilmek biraz nasip işi. Ben bu dünya için müzik yapmıyorum. 46 yaşına geldim, şimdiye kadar hep mütevazı oldum. Ama tevazulu olduğun zaman eziliyorsun. Bundan sonra sivri dilli olacağım. O yüzden bu albümü insanlara kabul ettirme gibi bir kaygım yok.

"Benim için önemli olan Allah'la olan bağlantımdır." diyorsunuz. Bu bağlantıyı güçlü tutmak için neler yapıyorsunuz?

Allah'a ulaşmakta benim için araçlar önemli değil. Karınca kararınca ibadet ve dua ediyorum. Bir insan yaptığı ibadetleri anlatamaz. Bu anlatılmaz sadece yaşanır. Ben kimseye bir şey ispatlayamam. Benim ispatım önce kendime sonra Allah'adır.

Konserlerinizde şarkı söylerken kendinizden geçiyorsunuz. Sanki bir ayin ya da ibadet gibi bir ruh haline bürünüyorsunuz. Neler hissediyorsunuz?

Bunu bilinçli ve programlı olarak yapmıyorum. Konserde şarkı söylerken hep aynı ruh haline bürünüyorum. Görünmezin içinde yolculuk yapıyorsunuz gibi. Ben hissettiğim duyguları size anlatamam. Bir dünya söz söylesem de boş, çünkü hissettiklerim kelimelerle anlatılacak cinsten değil. b.koseli@zaman.com.tr

***

Benim sözüm sevgiden ve inançtan uzak olanlara...

Hayata hep olması gerektiği gibi bakıyorum. Sıfatlar yüklemenin bir anlamı yok. Eğer yönün belliyse o zaman için rahattır. Ben dünyaya bir bütün olarak bakıyorum. Sevgi için kurulan dil ortaktır. Benim sözüm sevgiden, inançtan, Allah inancından uzak olanlara. Ben bir sanatçı olarak bildiğim doğruları dinleyicilerime anlatmalıyım. Siz isterseniz bunun adına 'tebliğ' deyin ya da başka bir şey.

İçki içmeyen ve namaz kılan sanatçı niçin garip karşılanıyor?

İnsanların algıları çok garip. Mesela bir sanatçı parça yazmaya kalktığında ilk olarak alkol alıyor. İçki içilmeden de çok güzel parçalar yazabiliyorsunuz. İlham perisiyle alkol arasında ne gibi bir ilişki var bilmiyorum. Bana şarkı sözü yazmak için oksijen yetiyor. Namaz kılan bir sanatçı da çok ilginç karşılanıyor. Bunun neresi anormal? Sanatçı Allah'ın kulu değil mi?

İkilinin arasındaki buzlar eridi

Murat Çelik ve Murat Yılmazyıldırım uzun bir süre konuşmadı, küs kaldı. Düş Sokağı Sakinleri'nin unutulmaz parçalarıyla büyüyen müzikseverler ise "Acaba tekrar birleşirler mi?" diye bir umut taşıdı. Geçen hafta ikilinin arasındaki buzlar erimiş olacak ki birlikte bir konser organizasyonu tertip etmişler. Birlikte üç ayrı konsere çıkan ikili, hayranlarının beslediği umudu tekrar yeşertecek gibi görünüyor.

ZAMAN-CumaErtesi

Büyülü bir kentte büyülü bir ses büyücüsü


Loreena McKennit kimdir?

Loreena McKennitt (d. 17 Şubat 1957), Kanadalı vokalist, arpist ve piyanisttir. Özellikle güçlü ve duygulu sesiyle yorumladığı Kelt(Celtic) şarkılarıyla ve ünlü şiirleri Kelt müziğinin yapısına uygun bir biçimde besteleyip seslendirmesiyle tanınır. Ayrıca birçok unutulmuş anonim halk müziğini modern bir anlayışla yeniden diriltmiştir.(bkz.Wikipedia)

Klasik bir biyografinin ardından Loreena’nın benim için ne ifade ettiğini anlatmak oldukça güç olacak.Yaptığı müzikle dünyada farklı kitleleri kendine hayran bırakmayı başarmış evrensel ruha seslenen bu dünya sanatçısı hakkında söyleceğim her söz onun değerini azaltacakmış gibi geliyor.

Dünyanın bir ucunda bilmediğimiz tanımadığımız bir kültürün etnik müziğini yapan bu büyülü ses nasıl beni bu derece etkilemeyi başarıyordu.Neydi bu eşsiz tılsımın sırrı,neydi beni ona bu kadar bağlayan? Uzun yıllar bu soruya bir cevap aradım ve bulamadım ama bugün anlıyorum ki her parçasıyla ruhumun derinliklerine uzanıp tüylerimi diken diken etmeyi başaran bu eşsiz insanla aynı ruh dilini konuşuyoruz sanırım tuhaf bir şekilde. Zira hayat bana bu konuda pek de yanılmadığımı 13 Haziran’daki konsere bilet aldıktan birkaç hafta sonra çıkan,hayattaki içten duyumsamalarımıza ne kadar iltifat etmemiz gerektiğini anlatan,gözyaşları içinde okuduğum bir haberle gösterdi.(bkz. Beni de sizden biri kabul edin)

Sözün bundan sonraki bölümünü kalemi çok maharetli ve aynı zamanda matrak ekşi sözlük yazarlarına bırakıyorum.

“Onun müziklerini ve sesini dinlerken keltlerin ya da orta dünya`nın yemyeşil ovalarında, rüzgârlı doruklarında dolaştığınız hissine kapılırsınız.Sanki bir masal diyârında, kanatlı atların sırtında seyri âlem yapıyormuş gibi olursunuz.Kimi zaman yorgun savaşçıların destanlarına, kimi zaman aşkı uğruna ölen shalott`un leydisinin yürek sancılarına kulak verirsiniz. İstanbul`un kapılarından süzülür, kervansaraylardan gelip geçen seyyahlardan biri olursunuz.
Dünü, bugünü, yarını aynı anda düşündürten dinlenesi müziklerin ve sesin sahibidir o.”


"Sesiyle sessizliği ve dinginliği ruha hediye eden insan.insanın insan olduğunu hissettiren sesin sahibidir. ezgisini teninden kanına kadar işletir insanın.
bonny portmore ile kaybolur, esiri olursunuz.
the gates of istanbul ile toprağınızın değerini anlarsınız.
the lady of shalott ile özgürlüğü tadarsınız.
sesini tarif etmek zordur. elinize kahvenizi alırsınız ve yağan karı seyre dalarsanız.yanında da bonny portmore çalıyorsa inceden, hayatın tadına o zaman varırsınız."


“Uykuyu anlamlı kılan dinginliğin büyüleyici sesi... Öylesine bir sestir ki bahse konu olan ses insanı alıp götürür bir yerlere. Duruluk ve huzurla derin düşlere dalıp karakalem resimler çizmeye koyulursunuz bilirsiniz ki manidardır olup bitenler,huzur ve kalitenin adresidir o.Çikolata kaplı hüzünlerimin dansıdır loreena. Bilirim ki tebessüm yakınımdadır.”


“Yağmurdan sonra toprak kokusudur loreena
Sevgilinizin gözlerinin içindeki parıltıdır
Yeni doğmuş çocuğunuzun ilk nefes alışıdır
An'ı durdurmaktır loreena “


“yorgun degilsem,boyut degistirmeyi goze alabildigimde dinledigim mukaddes sesin sahibidir.berrak bir gecenin dolunayıdır, esen ruzgarın nefesiniz oldugunu hissettiren, dolup dolup taştıran kadındır.beyninizi ve hislerinizi yogunlastırdıgı derecede ruhunuzu hafifletip uçurur.”

“büyülü, inanılmaz tatlı bi sesi olan ve çok güzel arp çalan sanatcı.yoğun stres altındaki bünyeyi bile yumuşak sesiyle kulak memesi kıvamına getirebilen varlık.bir kutluluk var yahu sesinde.”

“küçük bir ilçede bir bakkaldan ekmek gazete vs. alırken bilgisayarda loreenna mc kennitt ın mp3 ünü dinleyen bakkal şemsettin abiyle şans eseri tansmıs birisi olarak,loreena aşmış bir kadındır.beni hüzünlendiren kadındır.çocuklugumdaki çizgi filmlerdeki kanatlı melek figürlerini hatırlatan kadındır.arp çalan kadındır.aşmış bir kadındır.
sesi,suyun üzerinde hareket etmeden ilerleyen bir kugunun sudaki süzülüşünü anımsatır.
ha şemsettin abiye ne mi oldu.her hafta sonu akşam üstü şehir merkezini görebilecegimiz bir tepeye çıkıp güneşin batışını izliyoruz birlikte.ufka bakıp hayatın anlamını sorguluyoruz.yaa.”

“kendi besteledigi yari ruhani, açik renkli ezgilerini kanatlarini açarak mirildayan bir kelt ozanesi. serde bu hanim teyzenin evladi olup kirlarda bostanlarda bermuda sortla saklambaç oynamak, düsüp dizleri yaralamak vardir. gelsin dayasin tendürdiyotu, basimi oksasin, zil çalip "hadi çocuklar yemek hazir" desin. kosa kosa gidelim sebze yiyelim. ardindan ahsap cumbali konakta sazlar çalinsin, türküler söylensin. muhabbet hiç bitmesin, gönüller hep sicak kalsin benim istedigim.

gel desen gelirim loreena teyze.”


"Sabretmek öylece durup beklemek değil,ileri görüşlü olmak demektir.Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerektir."

Elif Şafak/Aşk - s.104


Biz dile söze bakmayız.Gönle hale bakarız,
Edep bilenler başkadır,
Canı ruhu yanmış aşıklar başka.
Aşk şeriatı bütün dinlerden ayrıdır.
Aşıkların şeriatı da Allah'tır,mezhebide.

Mevlâna Celaleddin Rumi
Mesnevi, cilt II,s.133

Yaz kreasyonu

Bir öğrenci evindeki bitmiş tuvalet kağıtları ne yapılır sorusuna ZephyR'in çözümü :)




© 2007 ZephyRs Blog | Designed and modified by ZephyR.
No part of the content or the blog may be reproduced without prior written permission.
Show/Hide Navigation