İlk görüşte aşk


Ne yalan söyleyeyim,netbook furyası döndü dolaştı sonunda beni de vurdu.Her zaman olduğu gibi ilk işim ağır bir maden işçisi gibi donanım sitelerinin derinliklerine inip araştırma yapmak oldu.Tabi siz şimdi araştırma dendiğinde 2-3 saat falan düşünüyorsunuz.Iı ııh,bu iş için kaç saat harcadığımı ne siz sorun ne ben söyleyeyim.Piyasada o kadar çok model var ki hangisinde karar kılıcağını bilemiyorsunuz,sonunda yorgun ve bitap düşüp alacağınız varsa da almaktan vazgeçiyorsunuz.

Şu an piyasada en çok tutulan ve satılan ürün Asus'un 7 saatlik pil ömrü iddiasıyla piyasaya sunduğu Eee 1000H modeli.Bunun dışında alternatif olarak MSI Wind U100 var.Datron,Acer,Lenovo gibi markaların alternatifleri de cabası.Ürün spec'lerini incelediğinizde hepsinin aşağı yukarı aynı özellikte olduğunu görüyorsunuz.Haliyle insanın böyle portatif bir üründe aradığı en önemli özellik pil süresi oluyor.Birçok ürün 6-hücreli pillerle geldiği için günlük kullanımda 5 saat'e yakın pratik pil ömrü sunabiliyor.Yalnız 6-hücreli pil demek aletin aynı zamanda tipsizleşmesi anlamına da geliyor.Asus'u ve MSI'ı incelediğinizde oyuncaksı bir hava hissediyorum,bu da beni fena halde rahatsız ediyor.

Dışarıdan bakıldığında çok profesyonel ve elegant bir imaj vermesi gereken bir notebook aradığım için bu yolculuğun sonu büyük bir hayal kırıklığıyla sona erecek derken Samsung'un NC10 modeliyle karşılaştım.Anladığım kadarıyla Samsung'daki mühendisler oturup düşünüp taşınmışlar bu Talha arkadaşımızın istediği gibi hem uzun pil süresi vad eden hem de çok şık bir görüntüye sahip olan bir netbook dizayn edelim demişler.NC10 ilk gördüğüm anda tuhaf bir duygu hissettim inceden,işte dedim benim aradığım partnerim.


Resim-1
Resim-2
Resim-3
Resim-4
Resim-5

Well, alright!


Probably the most important thing is that when things get really bad and the world looks its darkest, you just have to throw up your hands and say "Well, alright!" cause it's probably gonna get a whole hell of a lot worse.

Ve bir yıldız daha kaydı...



Ölümün soğuk ve kavurucu rüzgarları yine vuruyordu yüzümüze,fakat bu sefer çok daha yakın ve sert bir şekilde.Belki de ilk defa onu bu kadar yakınlarda hissetmenin şakınlığı hüznümle birbirine karışmıştı.Ne düşüneceğimi,nasıl davranmam gerektiğini bilmiyordum,bilemiyordum.Gök parçalanmış hikmet yağmurları sağanak sağanak üzerimize yağıyordu.Gözlerimi kapadım ve anı duyumsamaya çalıştım yalnızca...

Ölüm,av sezonunu açmıştı belli ki,bundan sonra da durmaya pek niyetli gözükmüyordu.Bir ilkti evet,ama son olmayaktı besbelli ki...


T.Koç




© 2007 ZephyRs Blog | Designed and modified by ZephyR.
No part of the content or the blog may be reproduced without prior written permission.
Show/Hide Navigation